BÜYÜYEMEDEN KAYBEDİLEN ÇOCUKLUK
Bugün bu köşeyi neşeyle doldurmak isterdim. Parklarda koşan, okul bahçelerinde kahkahaları yankılanan çocuklardan bahsetmek isterdim. Ama gerçekler, önümüze serilen o toz pembe masallardan çok daha ağır. Bu ülkede çocuk olmak, yalnızca büyümek değildir. Çoğu zaman hayatta kalmaya çalışmaktır.
ÖZGÜRLÜK, HERKES İÇİN EŞİT DEĞİLDİR.
Bu yazı; sesi kısılanlara, sustukça daha çok duyulanlara, korkusunu yüreğinde taşıyıp hayatına devam etmek zorunda kalan kadınlara ithaf edilmiştir. Çünkü bazı hayatlar, anlatıldığı kadar hafif değildir. Bazı gerçekler, dile geldiğinde bile eksik kalır.
EĞİTİMDE EKSİK PARÇA: SOSYAL HİZMET
Okullar yalnızca ders anlatılan, sınav yapılan mekânlar değildir. Okullar; çocukların kişiliklerinin şekillendiği, davranış kalıplarının oluştuğu ve hayata dair ilk ciddi sınavlarını verdikleri alanlardır.
RESMİ YALNIZLIK
Son yıllarda boşanma haberleri artık şaşırtmıyor. Mahkeme koridorlarında bekleyen çiftler, sosyal medyada sessizce silinen ortak fotoğraflar, “anlaşmalı olarak ayrıldık” cümlesiyle biten uzun hikâyeler… Sanki toplum olarak yeni bir rutine alışıyoruz: Evleniyoruz, yoruluyoruz ve vazgeçiyoruz.
BİR ÇATIDAN ÇOK DAHA FAZLASI
Her eylül ayında şehirler hareketlenir. Yeni gelen öğrenciler, umutla uzak yollardan gelip yeni bir hayata başlama telaşına düşer. Ancak artık üniversiteye adım atan pek çok genç için ilk soru dersler değil; “Nerede kalacağım? ” oluyor.