ÖZGÜRLÜK, HERKES İÇİN EŞİT DEĞİLDİR.
Bu yazı; sesi kısılanlara, sustukça daha çok duyulanlara, korkusunu yüreğinde taşıyıp hayatına devam etmek zorunda kalan kadınlara ithaf edilmiştir. Çünkü bazı hayatlar, anlatıldığı kadar hafif değildir. Bazı gerçekler, dile geldiğinde bile eksik kalır. Kadın olmak, çoğu zaman tek bir mücadeleyi değil; iç içe geçmiş sayısız direnişi aynı anda taşımaktır. Bir günün içinde hem görünmez olmakla hem de hedef hâline gelmekle sınanmaktır. Var olmaya çalışırken eksiltilmek, konuşurken susturulmak, yürürken bile kendini korumak zorunda bırakılmaktır. Evde başlar çoğu şey. Dışarıdan “yuva” denilen yer, bazen bir kadının en çok yalnızlaştığı yer olur. Şiddet her zaman iz bırakmaz; bazen bir cümlenin içine gizlenir, bazen bir bakışın ağırlığında büyür, bazen de sessizlikle normalleştirilir. Kadın, çoğu zaman kendi hayatının tanığı olur ama anlatıcısı olamaz. Sokakta devam eder bu hikâye. Bir kadının yürüyüşü bile özgür değildir aslında; hesaplıdır, temkinlidir, tetiktedir. Adımlar hızlanır, omuzlar gerilir, gözler sürekli etrafı yoklar. Çünkü öğretilmiştir: “Dikkat etmezsen, sorumlusu sensin.”
Oysa mesele dikkat değil, sistemdir. Mesele kadınların nasıl yürüdüğü değil, neden korkarak yürümek zorunda bırakıldığıdır. Ve iş hayatı… Eşitlik söylemlerinin en çok dile getirildiği ama en az hissedildiği yerlerden biri. Aynı emeğe daha az değer biçilen, aynı başarıya daha fazla şüpheyle yaklaşılan, sesini yükselttiğinde “zor”, sustuğunda “yetersiz” ilan edilen kadınlar… Mobbing çoğu zaman bir kelime olarak kalır ama etkisi, bir insanın kendine olan inancını sessizce tüketir. Tüm bu parçalar aslında tek bir gerçeği işaret eder: Kadınların mücadelesi, tek bir alana sığmayacak kadar geniştir. Çünkü baskı da, eşitsizlik de, şiddet de tek bir yerde başlamaz, hayatın her yerine dağılır. Ne yaşadıklarını, ne sustuklarını, ne de her şeye rağmen nasıl ayakta kaldıklarını birkaç paragrafla anlatmak mümkün değildir. Kadınların yalnızca hayatta kalmaya zorlandığı bir düzeni kabul etmek, eşitsizliği normalleştirmektir. Oysa sosyal hizmet bakışı bize şunu söyler: Her birey, onurlu bir yaşam hakkına sahiptir. Bu hak; korkmadan yürümeyi, şiddet görmeden yaşamayı, emeğinin karşılığını almayı ve sesinin duyulmasını da kapsar. Bugün hâlâ birçok kadın için özgürlük; bir hak değil, ulaşabilirse şans sayılacak bir ihtimaldir. Ve biz bunu konuşmadıkça, yazmadıkça, değiştirmek için sorumluluk almadıkça bu ihtimal gerçeğe dönüşmez. Çünkü özgürlük, gerçekten herkes için eşit olana kadar; hiçbirimiz tam anlamıyla özgür değiliz!