13 Şubat 2026
Aksaray
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
12°

RESMİ YALNIZLIK

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Son yıllarda boşanma haberleri artık şaşırtmıyor. Mahkeme koridorlarında bekleyen çiftler, sosyal medyada sessizce silinen ortak fotoğraflar, “anlaşmalı olarak ayrıldık” cümlesiyle biten uzun hikâyeler… Sanki toplum olarak yeni bir rutine alışıyoruz: Evleniyoruz, yoruluyoruz ve vazgeçiyoruz.

Boşanmaların artışını yalnızca “aile kurumunun zayıflaması” ya da “değerlerin kaybı” üzerinden okumak, meseleyi kolaycılıkla geçiştirmektir. Çünkü evlilikler bir anda dağılmıyor; çoğu zaman uzun süre konuşulmayan, görülmeyen ve ertelenen sorunların birikimiyle çözülüyor. Nikâh masasında verilen sözler, hayatın gerçek yüküyle karşılaştığında sınanıyor.

Bugün evlilikten beklentiler geçmişe kıyasla ciddi biçimde değişmiş durumda. İnsanlar artık sadece aynı çatı altında yaşamayı değil; anlaşılmayı, desteklenmeyi, birlikte büyümeyi bekliyor. Ancak bu beklentiler çoğu zaman gerçekçi bir zemin üzerine kurulmadan evliliğe taşınıyor. Evlilik, hâlâ birçok kişi için yalnızlıktan, aile baskısından ya da ekonomik güvencesizlikten kaçış yolu olarak görülüyor. Oysa bir ilişkiye yüklenen bu “kurtarıcı” rol, evliliği daha başlamadan kırılgan hâle getiriyor.

Bir başka önemli gerçek ise şu: Birlikte yaşamayı öğrenmeden evleniyoruz.
İletişim kurmayı, çatışmayı yönetmeyi, sınır koymayı bilmeden… Duygularımızı tanımadan, hatta çoğu zaman kendimizi tanımadan evlilik kararı alıyoruz. Sonra evlilik, iki yetişkinin eşit ortaklığı olmaktan çıkıp; birinin sustuğu, diğerinin idare ettiği bir alan hâline geliyor. Tahammül bittiğinde ise geriye “yürütemedik” cümlesi kalıyor.

Boşanma gerekçelerine bakıldığında tablo oldukça tanıdık: şiddet, ilgisizlik, ekonomik sorunlar, iletişimsizlik, sadakatsizlik… Ancak bu gerekçelerin ortak paydasında derin bir duygu yatıyor: yalnızlık. Aynı evde yaşayıp birbirine temas edemeyen, aynı sofrada oturup konuşamayan, aynı hayatı paylaşıp kendini tek başına hisseden insanlar artıyor.

Toplum olarak burada kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Evliliği bu kadar yüceltirken, onu sürdürülebilir kılacak koşulları neden konuşmuyoruz? Evlilik öncesi destek mekanizmaları neden hâlâ yeterince yaygın değil? Neden “boşanma ayıp”, “danışmanlık gereksiz” algısı hâlâ bu kadar güçlü?

Tam da bu noktada evlilik ve boşanma meselesinin yalnızca bireysel bir tercih değil, sosyal bir mesele olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor. Ve burada sosyal hizmetin rolü hayati önem taşıyor. Sosyal hizmet, evliliği her koşulda sürdürmeyi değil; bireyin güvenliğini, iyi olma hâlini ve insan onurunu merkeze alır. Şiddetin, baskının, ihmalin ya da sürekli değersizleştirmenin olduğu bir evliliği “korunması gereken yapı” olarak görmek, sosyal hizmet anlayışıyla bağdaşmaz.

Öte yandan boşanma süreci de başlı başına ciddi bir risk alanıdır. Özellikle kadınlar ve çocuklar için boşanma; yoksullaşma, sosyal dışlanma ve psikolojik kırılganlık risklerini beraberinde getirebilir. Bu nedenle sosyal hizmet, yalnızca kriz anında değil; önleyici ve güçlendirici bir yaklaşımla devreye giriyor. Evlilik öncesi danışmanlık, aile içi iletişim becerilerinin geliştirilmesi, boşanma sürecinde psikososyal destek ve boşanma sonrası uyum çalışmaları bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.

Evliliği bir hedef değil, bir süreç olarak görebildiğimizde; boşanmayı utanç değil, bir sonuç olarak değerlendirebildiğimizde ve sosyal hizmeti “son çare” değil, yaşamın doğal bir destek ayağı olarak konumlandırabildiğimizde daha sağlıklı ilişkilerden söz edebiliriz. Çünkü güçlü aileler, mutsuzluğa katlanan bireylerle değil; desteklenen, duyulan ve güçlendirilen insanlarla kurulur.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *