EĞİTİMDE EKSİK PARÇA: SOSYAL HİZMET
Okullar yalnızca ders anlatılan, sınav yapılan mekânlar değildir. Okullar; çocukların kişiliklerinin şekillendiği, davranış kalıplarının oluştuğu ve hayata dair ilk ciddi sınavlarını verdikleri alanlardır. Bu nedenle okul, yalnızca akademik başarıyla değil, çocuğun psikososyal iyilik hâliyle de ilgilenmek zorundadır.
Bugün okullarda artan akran zorbalığı, devamsızlık, davranış problemleri ve aile kaynaklı sorunlar bize önemli bir gerçeği göstermektedir: Bu sorunlar yalnızca disiplin kurallarıyla, uyarılarla ya da cezalarla çözülemez. Ancak uygulamada hâlâ ilk başvurulan yöntem ceza olmaktadır. Sorunun nedenine inilmeden verilen her ceza, problemi sadece ertelemektedir.
Tam da bu noktada okullarda sosyal hizmet uygulamasının gerekliliği açıkça ortaya çıkmaktadır. Sosyal hizmet, bireyi yalnızca kendi davranışları üzerinden değil; ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu sosyal koşullarla birlikte ele alan bir meslektir. Okulda görev yapan bir sosyal hizmet uzmanı, “Ne yaptı?” sorusundan önce “Neden bu davranışı sergiledi?” sorusunu sorar. Çünkü bir çocuğun davranışı, çoğu zaman görünmeyen sorunların dışa vurumudur.
Ne var ki bugün birçok okulda sosyal hizmet hâlâ sistemin dışında tutulmaktadır. Rehberlik servisleri, artan öğrenci sayısı ve yoğun iş yükü altında gerçek işlevini yerine getirmekte zorlanmaktadır. Buna rağmen sorunların çözümünün yalnızca rehberlik servisine bırakılması, hem gerçekçi değildir hem de eksik bir yaklaşımdır. Rehberlik ve sosyal hizmet birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Peki okullarda sosyal hizmet nasıl uygulanmalıdır?
Öncelikle sosyal hizmet uzmanı, okulda “misafir” gibi değil, okulun doğal bir parçası olarak konumlandırılmalıdır. Sadece kriz anlarında çağrılan bir meslek elemanı değil; süreci başından itibaren takip eden, okul yönetimi ve öğretmenlerle iş birliği içinde çalışan bir aktör olmalıdır. Risk altındaki öğrencilerin erken dönemde tespit edilmesi, sorunların derinleşmeden önlenmesini sağlar.
Ancak uygulamada çoğu zaman geç kalınmaktadır. Sorun büyüdüğünde, çocuk etiketlendiğinde ya da disiplin süreci başlatıldığında müdahale edilmekte; bu da sosyal hizmetin önleyici gücünü zayıflatmaktadır. Oysa sosyal hizmetin temelinde koruyucu ve önleyici yaklaşım yer alır.
Bir diğer önemli nokta ise ailelerle kurulan ilişkidir. Aileyi sürecin dışında bırakan bir okul müdahalesi eksik kalmaktadır. Çocuk okulda sergilediği davranışların çoğunu evden öğrenir. Buna rağmen ailelerle yüzeysel görüşmeler yapılmakta, asıl sorunlar çoğu zaman konuşulmamaktadır. Sosyal hizmet uzmanı, aileyle güven temelli bir ilişki kurarak bu görünmeyen alanlara ulaşabilir.
Eleştirilmesi gereken bir diğer durum da, çocukların yaşadığı sorunların bireyselleştirilmesidir. Yoksulluk, ihmal, şiddet, göç ve sosyal dışlanma gibi yapısal sorunlar görmezden gelinerek, tüm sorumluluk çocuğun omuzlarına yüklenmektedir. Oysa sosyal hizmet, tam da bu yapısal sorunları görünür kılmayı amaçlar.
Unutulmamalıdır ki; bir çocuğa zamanında dokunmak, sadece o çocuğu değil, geleceği de korumaktır. Okullarda sosyal hizmet bir “ek hizmet” değil; çocukların sağlıklı bireyler olarak yetişebilmesi için zorunlu bir ihtiyaçtır.