BÜYÜYEMEDEN KAYBEDİLEN ÇOCUKLUK
Bugün bu köşeyi neşeyle doldurmak isterdim. Parklarda koşan, okul bahçelerinde kahkahaları yankılanan çocuklardan bahsetmek isterdim. Ama gerçekler, önümüze serilen o toz pembe masallardan çok daha ağır. Bu ülkede çocuk olmak, yalnızca büyümek değildir. Çoğu zaman hayatta kalmaya çalışmaktır. Bir çocuğun en temel hakkı güvende olmaktır. Ama biz, çocuklara güvenli bir dünya sunmak yerine; risklerle dolu bir hayatı erken yaşta omuzlarına yüklüyoruz.Daha oyun oynaması gereken yaşta çalışmak zorunda kalan, okul sıralarında olması gerekirken atölyelerde, fabrikalarda ter döken çocuklar var bu ülkede.Ve biz buna “zorunluluk” diyoruz.Daha da kötüsü, bu düzeni zaman zaman “eğitim” adı altında meşrulaştırıyoruz.Mesleki eğitim adıyla yürütülen sistemlerde, çocuklar “stajyer” sıfatıyla üretimin bir parçası haline getiriliyor. Ancak bu süreçte göz ardı edilen en temel gerçek şu: Bir çocuk, ne kadar “öğreniyor” olursa olsun, hayatını riske atacak koşullarda bulunmamalıdır. Çünkü eğitim, çocuğu korumakla başlar. Onu tehlikenin içine atmakla değil. İş güvenliği önlemlerinin yetersizliği, denetim eksikliği ve sorumluluğun sürekli ertelenmesi… Tüm bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey “kaza” değil, ihmalin sonucudur.Ve bu ihmallerin bedelini çocuklar ödüyor.Her kaybedilen çocuk, yalnızca bir hayatın değil; bir geleceğin de yitirilmesidir. Bir daha kurulamayacak hayallerin, yaşanamamış bir çocukluğun geride kalmasıdır.Çocuk işçiliği çoğu zaman ekonomik gerekçelerle açıklanır. Ama hiçbir ekonomik zorluk, bir çocuğun hayatından daha değerli değildir. Bir ülkenin kalkınması, çocuklarının emeğiyle değil; çocuklarının korunmasıyla mümkündür.Bugün hâlâ binlerce çocuk;güvensiz ortamlarda çalışıyor,eğitimden kopuyorve en temel haklarından mahrum bırakılıyor.
PEKİ BİZ NE YAPIYORUZ?
Görüyoruz ama çoğu zaman bakmamayı tercih ediyoruz.Biliyoruz ama değiştirmek için yeterince ses çıkarmıyoruz.Oysa çocukların sesi olmak, bir tercih değil; toplumsal bir sorumluluktur.Çünkü çocuklar kendilerini koruyamaz.Onları koruyacak olan biziz. Ve eğer bir ülkede çocuklar güvende değilse, orada hiçbir başarı hikâyesi tam değildir. Bu yüzden artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor: Çocukların güvenliği, ertelenebilecek bir mesele değildir. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, çocuklarının ne kadar güvenle gülümsediğiyle ölçülür. Eğer 14 yaşındaki bir çocuk, inşaat iskelesinden düşüp ölüyorsa ya da okul bahçesinde ihmale kurban gidiyorsa, o ülkenin adaleti de güvenliği de enkaza dönüşmüş demektir. Bir çocuğun hayatı, hiçbir sistemin yükünü taşıyacak kadar değersiz değildir.