16 Haziran 2026
Aksaray
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
27°
reklam

BÜYÜYEMEDEN KAYBEDİLEN ÇOCUKLUK

YAYINLAMA:

Bugün bu köşeyi neşeyle doldurmak isterdim. Parklarda koşan, okul bahçelerinde kahkahaları yankılanan çocuklardan bahsetmek isterdim. Ama gerçekler, önümüze serilen o toz pembe masallardan çok daha ağır. Bu ülkede çocuk olmak, yalnızca büyümek değildir. Çoğu zaman hayatta kalmaya çalışmaktır. Bir çocuğun en temel hakkı güvende olmaktır. Ama biz, çocuklara güvenli bir dünya sunmak yerine; risklerle dolu bir hayatı erken yaşta omuzlarına yüklüyoruz.Daha oyun oynaması gereken yaşta çalışmak zorunda kalan, okul sıralarında olması gerekirken atölyelerde, fabrikalarda ter döken çocuklar var bu ülkede.Ve biz buna “zorunluluk” diyoruz.Daha da kötüsü, bu düzeni zaman zaman “eğitim” adı altında meşrulaştırıyoruz.Mesleki eğitim adıyla yürütülen sistemlerde, çocuklar “stajyer” sıfatıyla üretimin bir parçası haline getiriliyor. Ancak bu süreçte göz ardı edilen en temel gerçek şu: Bir çocuk, ne kadar “öğreniyor” olursa olsun, hayatını riske atacak koşullarda bulunmamalıdır. Çünkü eğitim, çocuğu korumakla başlar. Onu tehlikenin içine atmakla değil. İş güvenliği önlemlerinin yetersizliği, denetim eksikliği ve sorumluluğun sürekli ertelenmesi… Tüm bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey “kaza” değil, ihmalin sonucudur.Ve bu ihmallerin bedelini çocuklar ödüyor.Her kaybedilen çocuk, yalnızca bir hayatın değil; bir geleceğin de yitirilmesidir. Bir daha kurulamayacak hayallerin, yaşanamamış bir çocukluğun geride kalmasıdır.Çocuk işçiliği çoğu zaman ekonomik gerekçelerle açıklanır. Ama hiçbir ekonomik zorluk, bir çocuğun hayatından daha değerli değildir. Bir ülkenin kalkınması, çocuklarının emeğiyle değil; çocuklarının korunmasıyla mümkündür.Bugün hâlâ binlerce çocuk;güvensiz ortamlarda çalışıyor,eğitimden kopuyorve en temel haklarından mahrum bırakılıyor.

PEKİ BİZ NE YAPIYORUZ?

Görüyoruz ama çoğu zaman bakmamayı tercih ediyoruz.Biliyoruz ama değiştirmek için yeterince ses çıkarmıyoruz.Oysa çocukların sesi olmak, bir tercih değil; toplumsal bir sorumluluktur.Çünkü çocuklar kendilerini koruyamaz.Onları koruyacak olan biziz. Ve eğer bir ülkede çocuklar güvende değilse, orada hiçbir başarı hikâyesi tam değildir. Bu yüzden artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor: Çocukların güvenliği, ertelenebilecek bir mesele değildir. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, çocuklarının ne kadar güvenle gülümsediğiyle ölçülür. Eğer 14 yaşındaki bir çocuk, inşaat iskelesinden düşüp ölüyorsa ya da okul bahçesinde ihmale kurban gidiyorsa, o ülkenin adaleti de güvenliği de enkaza dönüşmüş demektir. Bir çocuğun hayatı, hiçbir sistemin yükünü taşıyacak kadar değersiz değildir.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *